Sebahate İlk Mektup

Sebahaaaatttttt

Aşağı Sürükle Sebahat

SEBAHATİME İLK MEKTUP

Sebahaaat. Benim, gülüşünde intihar etmiş günlerim var. Çokça kez ölüm pahasına sana koşan, kalp izanımın ayakta duruşlarımın nefesi kesilen adımları var. Sana her koştuğunda tam tersi istikametteki yasak aşk otobüslerine bileti kesilen kalbimin; damarları kopan, gözünün damlaları kuraklığa dönen zamanları var. Kolay değil Sebahat… Bunca kaşarlanmış ömrün bedelini senin mahrumiyetinle ödemek kolay değil. Çokça ölmüşlüğüm var halbuki.

Her sevdiğimde, her seviyorum dediğimde, her elim başka bir eli gözüne kestirdiğinde öldürdüler beni. Her öldüğümde tekrar dirildim. Her dirildiğimde daha da kirlendim. Sonra gözüne değdi her yanım. Her değdiğinde bir daha çağrıldım önceki ölmelerime. Hiç bir yanımı uzatamadım gülüşüne. Gözlerim dahi değemedi. Onların da günahı çoktu. Senden öncem sana ihanetim gibi öptü alnımın ortasından. Sonrada çakıverdi yine tam ortasına can almaya yeminli İstanbul kabadayısı paslı bir mermi parçası gibi.

Öncemde kalakaldım. Her yanımın kırıklığıyla sarılamadım gülüşüne, kuramadım aşktan ibaret lügatımın gönlünü okşayacak cümlelerini. Geceye vurdum sağımı, güneşe vurdum solumu, 24 saatimin akrep yelkovanına seni koydum ama olmadı Sebahat. Sen diyemedi dilim. Ben senden ibaret kalsam da konuşamadı. Kilidin en ölümsüzüne mahkum edildi. Uzaktan sevmenin en iyi yeşilçam filmine soyunsalar ve senaryoda başrole beni koysalar, gözümün 3 saniyesi yeterdi her şeyi anlatmaya. Aşk derdi onlarda… Sen derdi işte.

Senden Öncem…
Senden öncesinde yıllarca aradım gülüşünü. Gözümün gördüğü her şey de aradım. Ne zaman ki ” -Zaten ölmüşüm bundan sonrasının bulması yeniden kaybetmektir.” dedim, işte o gün vurdun yüzüme gülüşünü. Aşkta böyle değil miydi. Aramak, aradığını bulduğunda ise yeniden aramaya başlamaktı. Gülüşünü bulduğumda anladım ki bir daha aramaya gücüm kalmamış. Sordum. Sustun. Bir daha sordum, bir daha sustun. Adımız bu olsun dedim sonrasında… Duydun mu bilmem neler anlattığımı, ama ben biliyorum içimi nelerin kanattığını. Derken huzuruna çıkardım sana önceden yazdığım cümleleri… Yine sordum. Bu sefer susmadın. Dedin ki dök 29 harfin dilinden çıkanları. Ve serdim mürekkebi kağıtlara. Bastım falakayı. Anlat Eşref dedim. Susma dedim. Sorma ulan dedim. Anlat dedim. Bir türlü çok içmeyi beceremediğim rakı kadehime verdim anasonu.O yok dedikçe ben verdim. İlk defasında yanmayan kibrit tanelerimi sıralayıp vurdum cigaramın yüzünün tam ortasına. Nasıl olsa seni bulana kadar ciğerlerim de ölmüştü Sebahat. Aldım elime kalemi kağıdı, koydum gramafonuma en hüzünlü resmini musikinin… Eşref saatine yasladım gülüşlerini…

Şimdi noktayı virgülü gülüşüne bulaştırma zamanı Sebahatim…
Gülüşün… Seni sevmeye yetmeyecek ömrümün, gökyüzü güneşten ibaret olsa dahi sensiz karanlıkta kalışımın hikayesidir. Gülüşün ölmelerimin ebediyete kavuştuğu en afilli en eşrefli halidir…

  • TARİH : 01.12.2020
  • YER : İSTANBUL
İSTERSEN BAŞA DÖN
© MKS 2020 | Tüm Hakları Saklıdır | Web sitemi bizzat kendim yaptım. Umarım beğenirsiniz. :)
BAŞA DÖN